Terapist Danışanını Ne Zaman Bırakır? Terapötik İlişki ve İttifak
Psikolojik danışma ve terapi süreçlerinde en çok konuşulan konulardan biri değişimin nasıl gerçekleştiğidir. Ancak en az bunun kadar önemli olan başka bir soru daha vardır:
Bir terapi ne zaman biter?
Daha da önemlisi:
Terapist danışanına gerçekten "benden bu kadar" der mi?
Bu soru, yalnızca terapinin teknik boyutuyla değil, terapötik ilişkinin doğası ve insanın varoluşsal gerçekliğiyle de ilgilidir.
Varoluşçu psikoterapinin önemli isimlerinden Irvin D. Yalom, bu konuya dikkat çekici bir perspektiften yaklaşır.
Irvin D. Yalom: Terapistin Artık Sunabileceği Hiçbir Şeyin Kalmadığı Bir Nokta Vardır
Yalom bu durumu şu sözlerle ifade eder:
“Terapistin artık sunabileceği hiçbir şeyin kalmadığı bir nokta vardır.
Tıpkı yaşamda olduğu gibi, terapide de kaçınılmaz bir yalnızlık ve kişinin tek başına var olmak zorunda kaldığı bir alan bulunur.”— Irvin D. Yalom
Bu ifade ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir.
Çünkü birçok kişi terapiyi sürekli destek sunulan, danışanın hiçbir zaman yalnız bırakılmadığı bir süreç olarak düşünür.
Oysa Yalom'a göre terapinin amacı kişinin yalnızlığını ortadan kaldırmak değildir.
Amaç, kişinin yaşamın kaçınılmaz yalnızlıklarını taşıyabilecek gücü geliştirmesidir.
Terapinin Amacı Danışanı Sonsuza Kadar Tutmak Değildir
Bazı danışanlar için terapi, uzun yıllar süren bir ilişki biçimi olabilir. Ancak terapötik sürecin temel hedefi bağımlılık yaratmak değil, özerklik geliştirmektir.
Sağlıklı bir terapötik süreçte danışan zamanla:
Kendi duygularını daha iyi tanır,
İçgörü geliştirir,
Yaşamındaki örüntüleri fark eder,
Kararlarını daha bağımsız verebilir hale gelir,
Belirsizlik ve yalnızlıkla daha işlevsel biçimde baş eder.
Bu noktada terapistin rolü giderek değişmeye başlar.
Danışan artık terapistin sürekli desteğine değil, kendi iç kaynaklarına daha fazla erişmeye başlar.
"Yapacak Bir Şey Kalmadı" Hissi Her Zaman Bir Başarısızlık Mıdır?
Terapi sürecinde zaman zaman hem danışan hem de terapist şu duyguyu yaşayabilir:
"Galiba burada yapılabilecek başka bir şey kalmadı."
Bu ifade bazen yanlış biçimde yorumlanabilir.
Çünkü birçok kişi bunu;
Terapistin yetersizliği,
Sürecin tıkanması,
Danışanın ilerleyememesi,
Terapötik başarısızlık
olarak değerlendirebilir.
Oysa bazı durumlarda bu his, tam tersine terapinin olgunlaştığını gösterebilir.
Çünkü terapötik değişim her zaman yeni teknikler, yeni müdahaleler ya da yeni yorumlarla gerçekleşmez.
Bazen değişim, kişinin kendi yaşamının sorumluluğunu daha fazla üstlenebilmesinde ortaya çıkar.
Yalom’a Göre Terapistin Giremeyeceği Bir Alan Vardır
Yalom'un varoluşçu yaklaşımında önemli bir vurgu vardır:
İnsanın yaşamında, kimsenin onun yerine var olamayacağı bir alan bulunur.
Bu alan;
Ölümle yüzleşme,
Özgürlük ve seçim yapma sorumluluğu,
Yaşamın anlamı,
Temel yalnızlık deneyimi
gibi varoluşsal gerçeklikleri içerir.
Bu noktada terapist danışanın yerine geçemez.
Onun adına karar veremez.
Onun yaşamını yaşayamaz.
Onun acılarını tamamen ortadan kaldıramaz.
Ve tam da bu nedenle terapinin belirli bir sınırı vardır.
Terapist Ne Yapar, Ne Yapmaz?
Yalom’un işaret ettiği noktada terapist:
Terapist;
Kurtarıcı olmaz,
Danışanın yerine yaşamaz,
Tüm sorunları çözmeye çalışmaz,
Sonsuz bir rehberlik rolü üstlenmez.
Terapist;
Danışanın deneyimine eşlik eder,
Güvenli bir ilişki alanı sunar,
Farkındalık geliştirmesine yardımcı olur,
Kendi kaynaklarını keşfetmesine destek olur,
Tek başına durabilmesine tanıklık eder.
Bu yaklaşım, terapötik ilişkinin en olgun biçimlerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Terapideki Sessizlik Her Zaman Bir Tıkanma Değildir
Birçok terapist için sessizlikler zorlayıcı olabilir.
Ancak deneyimli klinisyenler bilir ki her sessizlik müdahale gerektirmez.
Bazen sessizlik;
Düşünmenin,
İçselleştirmenin,
Duygularla temas etmenin,
Yeni bir farkındalığın oluşmasının
önemli bir parçasıdır.
Benzer şekilde "yapacak bir şey kalmadı" hissi de her zaman bir çıkmaz anlamına gelmez.
Bazen danışanın kendi ayakları üzerinde durmaya başladığının işaretidir.
Terapinin Sonlandırılması Neden Önemlidir?
Psikolojik danışma ve terapi literatüründe sonlandırma süreci, terapinin ayrı ve önemli bir aşaması olarak kabul edilir.
Çünkü sonlandırma yalnızca görüşmelerin bitmesi anlamına gelmez.
Aynı zamanda danışanın:
Kazanımlarını değerlendirmesi,
Süreci anlamlandırması,
Ayrılık duygularını işlemesi,
Öğrendiklerini yaşamına taşıması
için önemli bir fırsattır.
Başarılı bir terapi yalnızca iyi başlamaz.
Aynı zamanda iyi sonlandırılır.
Psikologlar İçin Yalom’un Sonlandırma Perspektifi
Yalom’un yaklaşımı, özellikle mesleğe yeni başlayan ruh sağlığı profesyonelleri için önemli bir hatırlatma içerir.
Bazen terapötik yeterlilik;
Daha fazla müdahale yapmakta değil,
Daha fazla yorum üretmekte değil,
Danışanı sürekli terapi içinde tutmakta değil,
zamanı geldiğinde geri çekilebilmekte ortaya çıkar.
Bu nedenle terapinin sonlandırılması, teknik bir süreç olmanın ötesinde etik ve mesleki bir olgunluk göstergesi olarak da değerlendirilebilir.
Varoluşçu psikoterapi ve terapötik ilişki üzerine çalışan uzmanlar için Yalom’un yaklaşımı, terapi sürecine farklı bir perspektiften bakma imkânı sunmaktadır.
"Terapist danışanını ne zaman bırakır?" sorusunun tek bir cevabı yoktur.
Ancak Yalom'un yaklaşımı bize önemli bir şeyi hatırlatır:
Terapinin amacı danışanı terapiste bağımlı hale getirmek değildir.
Amaç, kişinin kendi yaşamıyla daha güçlü bir ilişki kurabilmesidir.
Bu nedenle bazı noktalarda terapistin vereceği yeni bir teknik, yeni bir yorum ya da yeni bir yönlendirme kalmayabilir.
Bu bir eksiklik değil, terapinin doğasının bir parçasıdır.
Çünkü bazı yollar gerçekten yalnız yürünür.
Ve bazen terapistin yapabileceği en önemli şey, danışanın o yolu yürüyebildiğine tanıklık etmektir.